Kadıköy, İstanbul’u oluşturan 28 ilçe içersinde sosyal, kültürel, kentsel gelişmişlik bakımından ilk sıralarda yer alıyor. 2008’den itibaren ise Kadıköy için yeni bir süreç başladı. Ciddi karşı çıkışlar olsa da artık E-5’in üstünü oluşturan bölge Ataşehir adıyla yeni bir ilçe olarak belirlenmiş durumda. Ümraniye, Üsküdar, Maltepe’den eklenen ama ağırlıklı olarak Kadıköy’den alınan 13 mahalle artık Ataşehir İlçesi olarak anılacak, ama Ataşehir, Kadıköy’ün etkisini, izlerini hep üzerinde taşıyacak.
Kadıköy’ün tarihinin M.Ö.’ye dayandığı, önemli uygarlıklara ev sahipliği yaptığı biliniyor. Bölge; Doğu Romalıların, Bizanslıların, Osmanlılar’ın, 85 yıldır da Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ilçesi. Tarihte “Khalkedon” yani “Körler Şehri” isimleriyle anılan Kadıköy üzerine çok şey söylendi, yazıldı. Konunun ansiklopedik yanını tarih kitaplarının sayfaları arasında bırakıp son 70-80 yılla ilgili kimi anı ve gözlemleri anımsatmak istiyoruz.
Kadıköy’le ilgili okuduğumuz eski kitaplarda bugün için nostalji olan birçok bilgi ile karşılaşıyoruz. Örneğin; “Küçükbakkalköy, İçerenköy, Bostancı ve Koşuyolu yöresinde elma, armut, kiraz, dut, erik, ceviz, üzüm gibi meyve ağaçları görülür. Çam, atkestanesi, çınar, söğüt, kavak ve tek tük zeytin ağaçları vardır. Gene bu kesimde domates, biber patlıcan lahana, marul, soğan, fasulye, bakla, maydanoz, bezelye, havuç ve salata gibi sebzeler yetiştirilir. Özellikle evlerin bahçelerinde her çeşit çiçeğe rastlanır. Bu çiçekler cadde ve sokaklardan geçerken insanın içini açar, göz alır. Sarmaşık, kasımpatı, gül, leylak, balık ağzı ve zambak, yetiştirilen süs bitkilerinin başlıcalarıdır...”
Okuduğumuz bu satırlardaki manzaralar şimdi çok uzaklarda kaldı. Bize anlatılanların hayalini kurmak bile içimizin burkulmamasına yetiyor. Şimdi de Ahmet Haşim’in Kadıköy’le ilgili bir gözlemini sunalım: “Akşamları Kadıköy vapuruna binince sanki gecelik entarisi ve terlikleri giymiş gibi rahatlarım. İskele Meydanı’na çıktınız mı tatlı ve bol oksijenli hava, ciğerlerinize dolar. Boğaz’dan Çamlıca’ya yükselen ve Çamlıca Tepesi’nde bir güzel dövüldükten sonra Haydarpaşa üzerinden Kadıköy’e ulaşan bu hava, yalnız burada bulunabilir”
Yine dinlediğimiz bugün yaşı 70’i aşmış birçok Kadıköylü’nün anlattıkları öylesine ortak ki. Onların tek tek kim
olduğu önemli değil anlattıkları ise rüya gibi.... Bakın Kadıköy’ün o güzel günlerini hatırlayanlar, nasıl anlatıyorlar o günleri:
“Eski Kadıköy, yazlıkları saymazsak Selamiçeşme’ye kadar olan kesimde, yolları yazın akasya ağaçlarının gölge
lendirdiği kırmızı topraklar, tramvay yollarının üzerinde açmış papatyalar, gelincik çiçekleri içerisinde ve kibar insanların oluşturduğu İstanbul’un en güzel, en çağdaş, en medeni ilçelerinden biriydi. Kadıköy deyince, akla o küçük mütevazı, şirin beldede vapurları, tramvayları, Kurbağalıderesi, küçük mistik koyları gelirdi. İnsanların birbirlerine karşı saygınlığı akla gelirdi. Kadıköylülük bir ayrıcalıktı. Şimdi, bir beton kalıp içerisine akan ve temizlemeye çalıştığımız Kurbağalıdere, o zaman iki tarafı ağaçlarla dolu, pırıl pırıl akan sularıyla insanın içine huzur veren bir görüntüye sahipti. Kurbağalıdere’nin bugün Salı Pazarı’nın kurulduğu yerde bulunan demir köprünün yanında “Arap Seyfi” diye bugün hayatta olmayan bakıcısının yönettiği bir kürekhane vardı.
Kürekhanenin yanında da o zaman “taş tenis” olarak adlandırdığımız, üzerinde tenis kortu olan ve etrafı çam ağaçlarıyla çevrili bir kort vardı.
Bu çamların aralarına balıkçılar ağlarını gerer ve kuruturlardı”
Kadıköy’ün geçmişiyle ilgili daha yüzlerce güzel anı anlatmak mümkün. İsterseniz çevrenizde geçmişe ilişkin küçük bir soruşturma yapın çok “ahlar” duyacaksınız. Bu, “geçmişe bağlı olmak” ya da “geçmişte yaşamak daha iyiydi” anlamına gelmiyor.
Bizler, “Geçmişten aldığımız mirası koruyabildik mi?”… Yeşil alanlarımızı, tarihi evlerimizi, meydanlarımızı, denizlerimizi, kentimze kimlik veren değerleri ne kadar koruduk?
Bir başka ifadeyle “Yaşadığımız çevreyi, geçmişi bozmadan zenginleştirebildik mi?”....
Bu soruları herkesin kendi kendisine çoğaltarak sorması gerekiyor.
Çünkü başka Kadıköy yok…
Salman ALTUNDAL
|