40 yıllık bir dostun ardından yazılmış duygu yüklü bir yazı
 




Zihni Göktay, Suna Pekuysal’ın en iyi dostuydu.. Kardeşiydi, kaderdaşıydı.. Tiyatro dünyamızda Göktay-Pekuysal dostluğunu herkes bilir. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yayın Yönetmeni Orhan Alkaya da bunu çok iyi bildiği için Suna Pekuysal’ın cenaze töreninde konuşmayı Zihni Göktay’ın yapmasını istemiş, “Bu işi sen yaparsın” demişti.. Sonra da kendi dünyalarına yayın yapan Türk Tiyatro Dergisi’ne Suna Pekuysal yazısını da bu 40 yıllık dostunun kaleme almasını istedi. Zihni Göktay, gelecek kuşaklara da arşiv olarak kalacak tiyatro dergisinde, Suna Pekuysal ablasını yazdı… Sonra, Göktay düşündü taşındı, Türk Tiyatrosu dergisindeki bu yazısını Kadıköylüler’le, bizlerle paylaşmak istedi. Bu sayfamızda 40 yıllık gerçek bir dostluğun mersiyesini okuyacaksınız.. Dostluk, sevgi, duygusallık, hüzün, sanat.. Yani 32 kısım tekmili birarada bir yazı okuyacaksınız..


Suna Ablamın
Ardından…
Bu yazı eskilerin deyimiyle “Mersiye” yani bir “AĞIT”tır.

Bu kez Genel Sanat Yönetmenimiz, Orhan Alkaya kardeşim, bana çok zor bir rol verdi.
Türk Tiyatrosu dergisine konulmak üzere, “SUNA ABLAMIN ARDINDAN” başlıklı bir yazı istedi.
Bu gibi, buruk ve duygusal yazıları daha önceleri hocam rahmetli Nüvit Özdoğru üstlenirdi.
Şimdi bu zor görev bana verildi. Ancak 60 yıllık bir sanat abidesini, koca bir çınarı 2 sayfaya nasıl sığdırırım diye düşündüm.

Ayrıca “Gülü tarife ne hacet” demişler
Ablam, öyle bir “ÇINAR”DI ki, dalları ve kolları arasında binlerce yaprak örneği, her şeyi saklıyordu gövdesinde. İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nda; bale ve şan eğitimi görmüştü.
1949 yılında Tiyatromuz Çocuk Oyunları bölümünde, Kadri Ögelman’ın “Bir Artist Aranıyor” adlı çocuk oyunuyla katılmıştı Şehir Tiyatrosu ailesine.
Genç kızlığı, Fatih’de geçmişti, Tarihi Yarımada’da yani “Dersaadet”te. Benzer taraflarımız; ben de Fatihli’yim. Ben de onun gibi Eminönü Halkevi’nde amatör tiyatro çalışmalarında bulunmuştum. Zaten, O FATİH Kİ ne sanatçılar yetiştirdi. Suna Pekuysal, Müjdat Gezen, Eşref Kolak, Türkân Şoray, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Savaş Dinçel, Yaman Tüzcet ve ben ve de daha şu anda aklıma gelmeyen niceleri…
Ölenlere rahmet, kalanlara da sağlıklı uzun ömürler dilerim.
Hani yukarda “koca bir çınar” demiştim ya Suna Ablam için, dallardan,
yapraklardan söz etmiştim.
Onların arasında gizli, yüzlerce oyun, onlarca film, sayısız TV dizisi, binlerce Radyo Tiyatrosu, Arkası Yarın, Çocuk Bahçeleri..
Bunların çoğunda birlikteydik. Kuliste, mikrofonun arkasında, kameraların arkasında da birlikteydik.
Binlerce kilometre turnelerde yan yana idik.
Azarlamalarıyla, övgüleri ile öğütleri ile ortak dertlerimizle omuz omuza, can cana, diz dize göğüsledik zor günleri, sevinci, kederi paylaştık.
Disiplini bütün sanatçılara örnek oldu. Bazı konularda, soyadı gibi PEK UYSAL değildi. Pek hırçındı.
Laubaliliğe, savrukluğa, disiplinsizliğe tepkiliydi, asla tahammüllü yoktu. Çoğu zaman PEK UYSAL, arada sıra PEK HIRÇIN, her zaman HOŞGÖRÜLÜ idi. Gençlerin, yeteneklilerin destekçisi oldu.
Yaşadığı sürece 40 yıllık DOSTLUK; içtiğimiz kahvelerin hatırı yeni bitmişti. Önümüzdeki 40 yıl için tazelemeye fırsat kalmadı. Ayrıldı aramızdan.
Gözümüzün önünden, kalbimizin içine yerleşti. Ve orada da saklayacağız onu.
Bir “YILDIZ” DI, şimdilerde “STAR” diyorlar. Tek farkla O “HALLEY” adlı kuyruklu yıldızdı, çok nadir uğruyordu Dünyamıza, 76 yılda bir.
Türk Tiyatrosu’nda, hatta Dünya Tiyatrolarında, kadın komedyen çok az yetişiyor.
Şöyle bir hafızamı yokluyorum; Bedia Muvahhit, Şaziye Moral, Nezahat Tanyeri, Şevkiye May, Halide Pişkin, Mürvet Sim, Adile Naşit, Güzin Özipek ve SUNA PEKUYSAL … Gelip geçtiler.. Thomas Fasulyeciyan’ın tiradında “İki kalas bir heves” dediği, tiyatro dünyasından son verirken, hepsini saygıyla ve rahmetle anıyorum. Yattıkları yer ışıkla dolsun, mekânları cennet olsun..

Zihni GÖKTAY


Geri - Back